10 Mart 2009 Salı

Solomon Fener’e geri mi dönüyor?


Bugünlerde bir çok yerde konuşuluyor, Solomon’un geri dönüp dönmeyeceği. Hatta yönetimin Solomon'u geri istediği fakat Tanjevic’in transfere ihtiyaç duymadığından Solomon’u istemediği söyleniyor. (Kesin doğrudur Tanjevic Türk basketbol severin kabusu zaten.) İlerisi ne getirir bilmiyorum, ama Solomon’u tekrar Fenerbahçe’de düşünmek istiyorum. Green’in yerine takıma çok iyi oturacaktır, uyum sorunu gibi bir derdi olmayacaktır (antrenöre uyum hariç tabi). Gricek’i oyuna Green’e oranla daha fazla katabileceğini düşünüyorum, bir de rakip takımın gardına yaptığı baskıyla Fener savunmasını tekrar toplayacaktır. Bu sezon Fenerbahçe’nin o istikrarlı savunmasını yapamamasının tek sebebi Solomon’un olmamasıdır. Eğer sene başında gönderilmeseydi bu sezon Euroleague’de daha iyi sonuçlar alınacaktı orası kesin, ama şimdi dönerse de önümüzdeki sene için iyi bir hazırlık olur.

Şimdi sıra Fenerbahçe yönetiminde, o Efes maçında gördüğüm muhteşem taraftar için bir hamle yapmanız gerekiyor. Solomon'dan daha iyi bir hamle düşünülemez.

Galatasaray Cafe Crown




Sezon ortasında Murat Özyer’i gönderdikten sonra teknik danışman Koray Mincinözlü ile devam eden Galatasaray Café Crown gelecek yıl planlarını şimdiden yapmaya başlamış. Antrenör koltuğu için Jasmin Rapesa ve Oktay Mahmudi’nin adları geçiyormuş.Rapesa hakkında pek bir şey söyleyemem ama David Blatt ve Tanjevic örnekleri yüzünden yabancı antrenörlerden korkuyorum.O yüzden Oktay Mahmudi'yi tercih etmelerini isterim; tabi bir de Erman Kunter’i düşünsünler. Umarım bu sezon yaptıkları hatayı önümüzdeki sene tekrarlamazlar. Sene başında çok iyi bir kadro kurmalarına rağmen, bu kadroyu yanlış bir çalıştırıcıya teslim ettiler. Murat Özyer ile bu işin olmayacağı belliydi.

9 Mart 2009 Pazartesi

Fenerbahçe Ülker:84 Efes Pilsen:80


Dün akşam İpekçi’de oynanan maç, son yıllarda izlediğim en zevkli karşılaşmaydı. Bir Efes taraftarı olarak Fenerbahçe tribününde maçı izlemenin verdiği gerginlikten maçın en sessiz taraftarıydım sanırım; ama yine de maçtan çok fazla zevk aldım. Özellikle maçın gergin atmosferi , maçın heyecanını iki kat arttırdı.

Fenerbahçe bu maçı mutlak kazanmalıydı, eğer kazanamasaydı olası playoff eşleşmesinde 1-0 geride başlayacaktı. Efes gibi bir takıma playoffta geride başlamak pek istenecek bir durum değil. Son günlerde Fenerbahçe’nin yaşadığı -Eurolegue’den elenmesi , Türkiye Kupası’nı kaybetmesi, ligde ezeli rakibine yenilmesi gibi- olumsuzluklar bu maçın önemini daha çok arttırmıştı. Bu nedenlerden dolayı Fenerbahçe maça çok sert(gereğinden fazla sert) savunmayla başladı ve ilk dakikalarda farkı açmayı başardı. Fenerbahçe’nin yaptığı bu sert savunma özellikle Efesli oyuncuları çok gerdi ilk dakikalarda, fakat daha sonra Efes de aynı sertlikle karşılık verince denge sağlandı ve maçın heyecanı tavan yaptı. Hakemlerin genelde bu sert savunmalarda kontrolü kaybettiği gözlendi, bazen çok yumuşak hareketlere faul çalarken bazen de sert hareketleri es geçtiler. Bir türlü oynanan basketbolda dengeyi sağlayamadılar.

Sonuç olarak Efes Pilsen’i desteklememe rağmen Fenerbahçe’nin kazanmasına da çok üzülmüş değilim. Çünkü maçlar bu şekilde geçecekse en azından 7 maçlık bir final serisi izlemek isterim, o da ancak 0-0 başlarsa mümkün olur.

Rasim Başak’ın atılma pozisyonunu tekrarlar olmadığından çok net göremedim; fakat maç içinde Kerem’i ve Smith’i çıldırtmayı başarmıştı; Ender’e de vurması bardağı taşıran son damla oldu herhalde. Fakat yine de atılmasındaki en büyük suç onu sakinleştiremeyen veya gereksiz gerginliğini göremeyen kenar yönetimdedir.