26 Eylül 2009 Cumartesi

Gizli Kahraman Kim?


2009 Avrupa Şampiyonası'nda takımımızın özellikle grup maçlarında çıkardığı başarılı oyunun arkasındaki kişi acaba Orhun Ene mi?

Bu soru hepimizin aklına takıldı; özellikle gerektiği zamanda mola alan, takımın maç içinde düşüş göstermesine pek izin vermeyen iyi bir kenar yönetim görünce doğal olarak Tanjevic'i tanıyan herkes şaşırmıştı. Milliyet yazarı Ümit Avcı da yazısında özellikle buna değinmiş.

2010'da Tanjevic'e rağmen başarı gelir mi? Şu anda tüm basketbol severlerin kafasını kurcalayan soru bu. Federasyonun Dünya Şampiyonası için farklı bir adım atacağını düşünmesem de 2010'dan sonra yeni bir plan yapılarak Orhun Ene, Harun Erdenay ve İbrahim Kutluay üçlüsüne takımın bırakılması gerektiğini düşünüyorum. Ya da bu üçlüyle birlikte çok tecrübeli bir Türk antrenör olabilir. İsim saymaya gerek yok gelebilecek isimler zaten bellidir.

Orhun Ene benim gözümde Türkiye'nin gelmiş geçmiş en iyi oyun kurucusuydu. Şimdi de onun çok büyük bir antrenör olabileceğini düşünüyorum. Tanjevic gibi bir adamın ona verebilecek bir şeyi yok. Orhun Ene Tanjevic'in yanında ancak sinir hastası olur. Tabi hala olmadıysa.

19 Eylül 2009 Cumartesi

Bu Kez Olmadı Tanjevic



Milli takımımız turnuva boyunca çok mücadele etti, fakat özellikle son iki maçta kazanabilecekken maçı koparmayı başaramadı. Her maçı son saniyeye bırakırsanız, bazı zamanlar şansınız dönmeyebilir. Takımı tebrik etmemiz gerekiyor şu ana kadar sahada elinden gelenleri yaptıkları için, fakat kazanabilecekleri maçları kaybettiklerini de söylememiz lazım.

Tanjevic'in özellikle turnuva başından beri iyi performans sergilediğini söylemiştik. Şu ana kadar küçük hatalar yapmıştı, fakat bu maç onun da turnuvadaki en kötü maçı oldu. Uzatma dakikalarında döndüğü beş kısaya pek anlam veremedim, bir de Türkiye'nin kazandığı tüm maçlarda son dakikalarda Ömer Aşık oyunda oluyor ve iyi katkı veriyordu, bu maçta niye bu kadar oynatmaktan korktu onu da anlamadım. Serbest atışları turnuva boyunca kaçırdı, ama onun olması hücumlarımızı daha dengeli kılıyordu. Son olarak savunmayı yönetmekte bu kadar başarılı olan bir antrenörün hücumları yönetmekte de bir o kadar kötü olması ilginç. Umarım 2010 Dünya Şampiyonası'na kadar takıma kritik hücumlarda ne yapması gerektiğini anlatabilir. Eğer hücum seti yazmakta başarılı değilse tecrübeli bir türk antrenörden yardım alsın bir yıl içinde.

Spanoulis çok korktuğum bir oyuncuydu. Korktuğum kadar da varmış. Bu adamın eli hiç titremiyor, Fransa maçında ve bu maçta son dakikalarda attığı şutların hiç birini kaçırmadı. Bizim de böyle bir oyuncuya ihtiyacımız olduğu kesin. Nba'de bu özelliği ile ünlenmiş Bay Dördüncü Çeyrek'imiz burada pek bu özelliklerini gösteremedi. Sakatlığı sebebiyle bu kadar hata yaptığını düşünmek istiyorum.

Turnuvada iki maç daha yapacağız, fakat bu maçlarda takımdan ekstra bir şey beklemek hata olur. Dün uzatmaya giden maçın ardından 12 saat geçmeden bugün Fransa ile oynayacağız. Zaten artık bir amacı kalmayan Milli Takım'ın bu maçta yorgunluk harici bir de motivasyon sıkıntısı yaşayacağı kesin. Fransa Dünya Şampiyonası'na gitmek için bu maçı kesinlikle kazanmak isteyecektir.

Son olarak bir kez daha Milli Takım'ı mücadelesi için tebrik etmek istiyorum, fakat belirtmem lazım ki, bir daha madalya şansımızın bu kadar yüksek olduğu başka bir turnuva geleceğini zannetmiyorum. Takımların güçlerinin bu kadar dengeli olduğu bir turnuvaya rastlamak zor olur. Turnuvada olmayan yıldızları saysak ne demek istediğimizi herkes anlayacaktır. Takımı mücadelesi için tebrik etsek de bu turnuvada 5. olmak bile başarı sayılamaz.

17 Eylül 2009 Perşembe

11 Dev Adım

İkinci grupta oynadığımız üç maçta da heyecan doruk noktadaydı. Son topta yapılan mükemmel blok ile kazanılan İspanya, uzatmalarda hiç sayı yemeden kazandığımız Sırbistan ve son saniyede boş üçlükten yararlanamayarak kaybettiğimiz Slovenya maçı kalp krizlerine sebep olabilecek maçlardı. Şimdi önümüzde Yunanistan maçı var. Bu maçta da son ana kadar heyecanın hiç düşmeyeceği kesin gibi.

İkinci turda oynadığımız üç maça baktığımızda, en istikrarlı oyuncumuz yine Ersan İlyasova. Ersan belki de turnuvadaki en iyi, en istikrarlı oyuncu. Maçlarda genelde iyi hücum yapamadığımız dakikalarda bizi daima ayakta tutuyor. Öldürücü üçlükleri rakip savunmaların dengesini dağıtıyor. Turnuva boyunca çok yüzdeli attığı serbest atışlarda tutulmasını neredeyse imkânsız hale getiriyor. Aynı zamanda Türkiye’nin etkili savunmasındaki en önemli oyuncu da diyebiliriz. Bu turnuvada şu ana kadar Türk taraftarlardan sonra en mutlusu Milwaukee'li yöneticiler olabilir, gerçek bir yıldız kazanıyorlar.

Hidayet Türkoğlu, ikinci turun Türkiye adına en formsuz oyuncusu diyebiliriz. Özellikle ilk iki maçta kendinden beklenmeyen işler yaptı. Hücumda çok kötüydü. Sırbistan maçında 17'de 1 atması, eğer maç kaybedilseydi çok daha fazla konuşulacaktı. Fakat bu kadar kötü hücum performansına rağmen ilk iki maçta savunmada çok önemli işler yaptığı da açık. Belki hücumda kötü günündeyken bu kadar çok şut deneyip takımı oynatmaya çalışmaması eleştirilebilir; fakat oyunda kalması yüzünden Tanjevic'in eleştirilmesini yanlış buluyorum. Diz sakatlığı olduğu da biliniyor, ayrıca sakatlığına rağmen takımı yalnız bırakmadığı için de kendi adıma teşekkür ediyorum.

Ömer Onan, turnuvanın ilk iki maçında oynayamamış fakat Polonya maçında ayağının tozuyla rakip oyun kurucuyu bitirmişti. Bu turda da yine savunmasında bir düşüş yaşamadı, fakat Ömer Onan'dan beklediğim o üçlükler de bir türlü gelmedi. Ligde Efes maçlarında her zaman etkili kullandığı şutlar bu turnuvada pek öne çıkmadı; fakat Slovenya maçında önümüzdeki maçlar için iyi sinyaller verdi.

Ömer Aşık, turnuvanın belki de en iyi pota altı oyuncularından biri. Turnuvada Gasol ve Gortat gibi uzunlara karşı oynadığı oyun ile Nba'dekileri heyecanlandıran diğer bir oyuncumuz da kendisi. O oyunda olduğu sürelerde takımımız daha iyi organize oluyor. Pota altından etkili bir sayı tehdidi olduğundan rakip savunmaların dengesini daha rahat bozuyoruz. Fakat turnuvada serbest atış açısından felaket işler yapıyor. Bir ara 14'de 1’i bile gördü. Slovenya maçında pota altında bire bir kaldığında rakip antrenörün “hemen faul yapın” çağrısı ileriki maçlarda neler olabileceğinin göstergesi. Böyle atmaya devam ederse taktik faullerden çok nasibini alacak.

Kerem Tunçeri de çok iyi bir turnuva geçiren oyuncularımızdan. O, oyunda olduğu dakikalarda bir takım nasıl yönetilir dersi veriyor. Yüzdeli üçlükleri de kritik dakikalarda bizi yeterince rahatlatıyor. Oyunda olduğu zaman kendisine çok güveniyorum ve böyle devam etmesini diliyorum.

Semih Erden, ikinci turda kendini biraz topladı, fakat bu sefer de Oğuz Savaş düşüş yaşadı. Üç uzunumuzun da etkili olduğu bir maç görebilecek miyiz merak ediyorum. Öyle bir maçı zaten kaybetmeyiz gibime geliyor. Umarım Yunanistan maçı bunun için güzel bir örnek olur.

Sinan Güler, bu takımın en sevdiğim parçalarından biri. Her zaman işini yapıyor, özellikle savunmasının yanına kattığı üçlükleri turnuvada takım için değerini iyice arttırıyor. Biraz daha penetrelerini geliştirmesi ve daha az blok yemesi onu çok daha iyi yerlere getirecektir.

Engin Atsür, Slovenya maçında o üçlüğü atsa belki şu anda en çok konuşacağımız oyuncu olacaktı. Fakat Engin o üçlükte çok soğuktu, tercih hatası mı değil mi tartışılır. Bana Ender içeri girdiğinde bitirebilecek bir durumdaymış gibi geldi, acaba bu set üçlük atmak için mi çizilmişti, yoksa Ender'in kendi tercihi miydi? Belki de Tanjevic, son topu ya kazanalım ya kaybedelim diye düşünmüş, çeyrek final öncesi uzatma oynayarak takımı iyice yormak istememiştir.

Ender Arslan, bu turda ilk maçlardaki üçlüklerini aratır oldu. Yine etkili oyun oynuyor, iyi oyun kuruyor, fakat sayı katkısını özlediğimizi de söylemeliyim. Onun çembere değmeden giren üçlüklerini özledik, kısmetse Yunanistan maçında fazla fazla göreceğiz.

Barış ve Bekir ikinci turda fazla süre almadılar. Ben Bekir'in oyun tarzını seviyorum, o da görev adamı özellikle oyuna girdiği dakikalarda savunmaya yaptığı katkı açık. Bir de çok iyi bir üçlükçü, boş kalığında çok yüzdeli atan bir oyuncu. İlerleyen turda ihtiyaç doğrultusunda görev alacaktır. Fakat Barış için aynı şeyleri söyleyemem. Barış'ın bu turnuvada ne işi olduğunu merak ediyorum. Hiçbir yeteneği olduğunu düşünmüyorum Tanjevic'in genç kontenjanından takıma dâhil oldu, fakat o kontenjanı bile hak ettiğini düşünmüyorum. Takımda kalmasının sebebi Kerem Gönlüm şansızlığı olsa da bence yanlış tercihtir.

Bogdan Tanjevic de bu turnuvada beklenenin üstünde performans veriyor. Onun maçlarda uyguladığı rotasyon hepimizi korkutuyordu. Fakat tahmin ettiğimizden daha az hata yapıyor ve aldığı molalarla genelde takımı ayağa kaldırmayı başarıyor.

Son olarak Yunanistan maçında başarılar diliyorum. Kazanacağımıza olan inancım tam.

Fotoğraflar:Ntvspor.net


9 Eylül 2009 Çarşamba

Türkiye:94 Bulgaristan:66

Kâğıt üzerinde olması gereken sonuç buydu, fakat biz Milli Takım'ın bu kadar rahat kazanmasını bekliyor muyduk? Hayır. Milli Takım son sekiz resmi maçını kazanmış olsa dahi, geçmişten bugüne yarattıkları güven problemleri nedeniyle bir türlü emin olamıyoruz.

Maça bakacak olursak, son derece rahat bir şekilde tüm maçı önde götürerek kazanmasını bildik. Önemli Polonya maçı öncesinde Ersan ve Hidayet'i yeterince dinlendirme fırsatı bulduk. Ersan ve Hidayet sadece ilk yarıda maçı koparana kadar süre aldılar. Ender, Sinan, Oğuz, Bekir ve Ömer bugün yine çok iyi oynadılar. Özellikle Ömer'in blokları görülmeye değerdi. Bu oyuncuların istikrarlı bir şekilde Ersan ve Hidayet'e yardımlarının devam etmesi madalya almamız için çok önemli. Yine maçın tek eksiği Semih Erden'di. Bir türlü turnuvanın içine giremedi. Ancak Polonya maçı için onun formu da çok önemli. Özellikle pota altında Gortat ve Lampe'ye karşı Ömer ve Oğuz'un diri kalabilmeleri için Semih'in yardımlarına ihtiyaçları var.

Polonya maçı artık ilk turun son maçı değil ikinci turun ilk maçı olarak görülebilir. Galibiyet ile başlamamız çok önemli. Madalyadan söz etmek için erken dahi olsa madalyaya giden yolda Polonya çok önemli bir dönemeç. Kâğıt üzerinde seyirci desteği hariç her alanda üstünüz. Maçların kâğıt üstünde kazanılmadığı bir gerçek olsa da, özellikle kazanmaya başladığı zaman devamını getiren bir takım oluşumuz maç öncesi rahatlatan nedenlerin başında geliyor. Polonya maçında da ilk iki maçta olduğu gibi mücadeleyi bırakmayan ve galip gelen bir Milli Takım izleyeceğimize eminim.

8 Eylül 2009 Salı

Türkiye:84 Litvanya:76

12 dev adam dün Litvanya karşısında belki de öncesinde hiç inanmadığımız galibiyeti alarak herkesi çok mutlu etti.

Maç öncesi hepimizin ortak korkuları vardı. İlk başta da her zaman ki gibi Tanjevic geliyordu. Fakat korktuğumuz gibi olmadı, Tanjevic doğru bir beşle çıktı, küçük hatalar yapsa da maçı kazanmamızda önemli bir faktör oldu. İstikrarsızlığı ile ün salmış oyun kurucularımız çok iyi maç çıkardı, özellikle Ender Arslan son zamanlardaki en iyi oyununu oynadı. Pota altında ise sürpriz oyuncu Oğuz Savaş'tı. Üçlük atma alışkanlığından vazgeçerek, doğru yerlerde top istedi ve en önemlisi savunmada özellikle ikinci yarı çok iyi işler yaptı.
Ömer Onan'ın sakatlığında Sinan Güler ve Bekir'in ekstra katkıları, Ersan İlyasova ve Hidayet Türkoğlu'nun liderliklerinin gereğini yerine getirmeleri, Ömer Aşık'ın son periyotta pota altını karartması, Kerem Tunçeri'nin gerektiği zaman oyunu iyi yönlendirmesi maçı kazanmamızdaki diğer önemli etkenlerdi. Bir tek Semih Erden kötü günündeydi, fakat turnuva daha yeni başladı, ilerleyen günlerde o da kendine gelecektir.

Şimdi biz diğer iki maçta da galibiyet bekliyoruz. Özellikle milli takımın iyi başladığı turnuvaları iyi götürdüğünü ve hiç rakip ayırmadan hep aynı ciddiyetle oynadığını biliyoruz. Ömer Onan ve Engin Atsür'ün sakatlığına rağmen Bulgaristan'ı da yeneceğimize inanıyorum. Onlar da döndüklerinde Polonya önünde ikide iki ile daha rahat olacağımızı umuyorum.