31 Ekim 2009 Cumartesi

Uykusuz İlk Gece

Nba’i genelde Ntv ve Ntvspor’un verdiği maçlardan takip eden biri olarak benim için sezon dün açıldı. Bir yandan Boston- Chicago maçını izlerken diğer yandan Nba.com aracılığıyla diğer maçları takip etmeye çalıştım.

Genelde normal sezon maçlarını izlemekten çok zevk almam. Sürekli duran oyun, sistemsiz hücumlar, sadece koşan başka hiçbir şey yapmayan takımlar yüzünden Avrupa basketbolunu tercih ederim. Fakat bu takımlar Playoff’a geldiklerinde evrim geçirirler ve Nba’in asıl heyecanı o zaman başlar. Ancak dün gece izlediğim Boston bu tanıma çok fazla uymuyordu. Bir playoff maçı ciddiyetiyle oynadılar ve farklı kazanmalarına rağmen zevk verdiler. Bu sezon sakatlık yaşamazlarsa şampiyonluk konusunda en büyük favori onlardır.

Diğer beklediğim maç Milwaukee-76ers maçıydı. Ersan’ın nasıl bir performans göstereceği benim için merak konusuydu. Sadece istatistiksel açıdan bakarsak 17 dakikada 11 sayı 4 rib 1 as. 2 top kaybı ve 5 faul yaptı. Üç sayı çizgisinden 5’te 1, toplamda 10’da 4 ile oynadı. Bu tablodan anladığım kadarıyla Ersan kendine güveniyor. Bu sefer bir çaylaklık dönemi yaşamayacak. İlerleyen haftalarda ilk beş başlaması mümkün görünüyor. Yalnız faul problemine çok dikkat etmesi gerekecek. Hazırlık maçlarında da aynı problemi yaşamıştı. Bu maçtan Ersan için umutlu bir tablo çıksa da Milwaukee için aynısını söylemek zor.

Toronto’nun nasıl bir görüntü çizeceği ilk iki maçtan belli oldu gibi. Güzel maçlar kazanacaklar, fakat istikrarsız olacaklar. Onları da henüz izleyemediğimden oyun sistemlerini, Hidayet’in bu sistemdeki yerini tam olarak bilemiyorum, fakat istikrar için daha sert bir takım olmaları gerektiğini düşünüyorum. Dün gece Memphis’e kaybetmeleri bunun göstergesi gibi.

Utah Jazz dün gece Mehmet Okur’un yokluğunda L.A Clipers’ı devirdi. Utah bana göre hatları kopuk bir takım. Hiçbir zaman sevmediğim Boozer’ın gönderilmemesi bu kopukluğu bu sezon daha da ortaya çıkaracak gibi. Umarım kendilerine gelirler, fakat önümüzdeki birkaç yıl zor görünüyor.

Diğer skorlar ise şu şekilde;

LA LAKERS

DAL MAVERICKS

80-94

PHO SUNS

GS WARRIORS

123-101

UTA JAZZ

LA CLIPPERS

111-98

BOS CELTICS

CHI BULLS

118-90

DET PISTONS

OKC THUNDER

83-91

IND PACERS

MIA HEAT

83-96

MEM GRIZZLIES

TOR RAPTORS

115-107

MIN TIMBERWOLVES

CLE CAVALIERS

87-104

NJ NETS

ORL MAGIC

85-95

NO HORNETS

SAC KINGS

97-92

ATL HAWKS

WAS WIZARDS

100-89

CHA BOBCATS

NY KNICKS

102-100

PHI 76ers

MIL BUCKS

99-86

30 Ekim 2009 Cuma

Efes Pilsen:77 Partizan:67

Dün gece Efes Pilsen’in gerçekten iyi yolda olduğunu gördük. TBL’deki diğer rakibinin Fenerbahçe Ülker’in aksine bu net bir şekilde görülüyor. Sistem üzerinden basket oynamaya çalışan bir takım görüntüsü içindeler. Ara sıra solo performanslar gösterseler de daha çok pas yaparak sayıya gitmeye uğraşan, hücumda eşleşme problemleri üzerine oynayan bir yapıdalar. Eğer bir akislik çıkmazsa Top 16’da çok daha iyi bir Efes Pilsen izleyeceğiz.

Ergin Ataman’ın yabancılar konusunda nasıl rotasyon yapacağı benim için merak konusuydu. Dün, ikinci periyotta belirli bir süre oyunda dört yabancıyla kalsa da, maçın genelinde 3+2 şeklinde oynadı. Bir tek Santiago’nun aldığı süreler konusunda yanlış yaptığını düşünüyorum. Maç içinde etkili olduğunu gördüğümüz Kasun’a daha fazla süre verip yedekleme konusunda Ermal’ı kullansa sanırım daha iyi yapardı. Santiago’nun takımdan gönderilmesi Efes Pilsen’in yararına olur diye düşünüyorum.

Efes Pilsen’in oyunu beni heyecanlandırdığından maçın genel atmosferini yazının girişinde yapamadım. Bu sezon gittiğim ikinci Efes maçında da tribünleri dolu görmek beni çok sevindirdi. Bazıları organizasyonla getirilmiş okullar, dershaneler olsa da Efes Pilsen’i gerçekten izlemeye gelen seyirci sayısı da fazlaydı. Ara sıra Efesliler’in başlattığı tezahüratlara tüm seyircilerin katılımıyla güzel şeyler ortaya çıktı. Yalnızca pota arkasında bulunan, amigoluk yapmaya çalışan yanında davul getirmiş bir grup çoluk çocuk kendini futbol maçında zannediyordu. Yavaş yavaş sadece Efes’i izlemeye giden gerçek basketbol taraftarı salona çekilince (aynı Efes’in efsane yıllarındaki gibi) çok daha güzel maçlar izleyeceğiz.

29 Ekim 2009 Perşembe

Efes Pilsen Partizan Maç Öncesi


Efes Pilsen için kritik bir maç olacak. Özellikle ilk hafta kaybedilen Rytas maçından sonra mutlak kazanmak zorundayız. Eurolegue’de ilk turun maç sayısı azaltılınca bu maçların önemi daha da arttı. Kazanmak için de daha dirençli oynamalıyız. Banvit maçında daha sert bir Efes vardı, bu maçta da bunu yapmalıyız

Rytas maçında Santiago ilk beş başlamış, Sinan Güler hiç oyuna girmemişti. Bana göre bu Efes’i takım olmaktan uzaklaştıran etkenlerden birisi. Ergin Ataman’ın özellikle bunlara dikkat etmesi gerekir. Euroleague ve ligde farklı kadrolarla oynamak sorun yaratabilir. Efes Pilsen beş yabancıyı aynı anda oynattığı anda iyi bir takım olsa da bu takım aslında Efes Pilsen olmayacak, lige döndüğünde değişen takım sürekli bir düzensizlik yaratacak. Zamanında bu problemi yaşayan başka Türk takımları da olmuştu. Bu TBL’nin bence büyük bir sorunu. Antrenörlere burada önemli bir iş düşüyor. Takımlardaki dengeyi korumak onların en çok dikkat etmeleri gereken konu. Ergin Ataman Euroleague ve ligin ilk haftasında bu dengede problem yaşadığını gösterdi. Umarım bugünkü Partizan maçında kendini ve takımını toplar.

Partizan her zaman tehlikeli bir takım olmuştur. Euroleague’in bir numaralı oyuncu fabrikasıdır ve önemli bir ekolün temsilcisidir. Sezon başlarında kurdukları takımlara bakıp onları rakip gibi görmemek büyük yanlış olur. Çok iyi bir sistem takımı olmaları sayesinde genç oyuncuların gelişimi için muhteşem bir ortamdır. (Bu ortamı görüp de gelişemeyen bir tek Semih Erden’i tanıyoruz.) Bu sebeple daima tehlikelidirler, dikkat edilmesi lazım.

Bu akşam tribünde olacağım, umarım maç sonunda bu maç ve ilerisi için daha güzel şeyler söyleyebilirim.

23 Ekim 2009 Cuma

İki Kötü Başlangıç

Aynı Fenerbahçe Ülker gibi Efes Pilsen de Euroleague’e kötü bir başlangıç yaptı. Efes Pilsen Final Four hedefi için kurduğu kadroyla çıktığı ilk Euroleague maçında; rakibi olarak görülemeyecek bir takım olan Rytas’a deplasmanda 77-70 kaybetti.

Sürpriz bir sonuç olsa da çok beklenmedik bir durum değildi. Efes Pilsen’de geçen seneki şampiyonluktan sonra zorunlu olarak değişen bazı şeyler var ve bunlar takımın yeniden form tutması için zamana ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Fakat bu uyumu sağlamanın bu sene çok daha zor olacağını düşünüyorum. Özellikle takımda bulunan yedi yabancının ikisinin TBL’de forma giyemeyecek olması uyumu zorlaştıran etkenlerden biri. Ligde oynamayan ve oynamayacağı açıklanan Santiago’nun Euroleague’de ilk beş başlaması, ya da lige döndüğümüzde kesilecek olan diğer yabancının hala belirsiz olması, sürekli değişen bir kadro yapısının olacağının göstergesi. Bu yapı eğer bir istikrara bağlanmazsa Efes’in işinin hayli zor olacağı açık ve net.

Maça gelecek olursak kazanmayı daha çok isteyen takımın kazandığı bir maç oldu. Maçtan aklımda kalanlar; Efes’li oyuncuların yediği bloklar ve çalınan bolca hücum faul, Rakocevic’in bu takıma çok yararlı olacağı, Nahcbar’ın iyi bir üç numara olduğu ve Efes’in acilen Kerem Gönlüm’e ya da ona benzer bir dört numaraya ihtiyacı olduğudur.

Efes Pilsen bana kalırsa bir an önce en az bir yabancısı ile yolları ayırmalıdır. Efes’in kadrosundaki genişlik bence yanıltıcı… Ekstra yabancıların takıma çok fazla yarar sağladığını bugüne kadar pek göremedik.

18 Ekim 2009 Pazar

Fenerbahçe Ülker:75 Kepez Belediye:67

Beko Basketbol Ligi 2009- 2010 sezonunu Kepez Belediye- Fenerbahçe Ülker maçı ile açmış bulunduk. Özellikle Avrupa Şampiyonası’nda yaşadığımız hayal kırıklığı sonrasında basketbol gündeminden biraz uzak kalmıştım. Sezon açılışıyla birlikte basketbol izlemeyi ne kadar özlediğimi anladım.

Kepez Belediye sezon öncesinde yaptığı transferler, çok beğendiğim bir antrenörü takımın başına getirmesi ve son olarak Türkiye Kupası’nda Efes Pilsen’i yenmesiyle benim gözümde en çok merak uyandıran takım oldu. Ancak bu maçta Kepez Belediye potayı görür görmez sayıya gitmeye çalışan, sistemden uzak bir takım görüntüsü çizdi. Arada patlamalar yaparak çok yüksek sayı üretebilecek potansiyelleri var; fakat bir sistem içinde oynamazlarsa ara sıra can yakan ancak istikrar sağlayamayan bir takım olurlar. Baldwin’e -takımı kendi kurmamış olsa da- ileride bu takıma uygun bir sistem geliştireceği konusunda güveniyorum.

Fenerbahçe Ülker’i ise sistem olarak anlatmaya gerek yok. Tanjevic ve Solomon olduğu sürece benzer oyunlarına devam edecekler sanıyorum. Yeni transferlerden Greer benim gözümde gereksiz bir oyuncu, bu tarz oyunculara zor ısınıyorum. Basketbolu takım oyunundan uzaklaştırıyorlar. Bunlardan iki tanesiyle gard rotasyonunu doldurmak zararlı olabilir. Gricek bu sene yeni transfer sayılabilir, bu sezon eğer Tanjevic izin verirse çok yararlı da olacaktır. Kinsey ise kaldığı yerden devam ediyor, enerjisiyle takıma büyük yarar sağlıyor.

Apdi İpekçi Spor Salonu yenilenmiş, göze hoş geliyordu. Genelde seyircisiz maçlar için üzülürdüm, ama bu sefer bu sessizlik fazlasıyla hak edilmişti.